İnsanlar yaşantılamak istemedikleri şeylere kulaklarını da tıkarlar
Enver NUGAY

Basından Haberler

Âlimin Alameti Asrını Anlamaktır

Enver Nugay Mayıs, 2015 102. Sayı İrfan Mektebi Dergisi
“Alim kişi, yaşadığı asrı tanıyandır” ifadesine tam mazhar olan Bediüzzaman Hazretleri (ra), bu asrın, insanların akıl­larını karıştıran, ruhlarını ifsat eden ve insanı inkar akım­ları karşısında bir başına ve çaresiz bıra­kan taarruz ve saldırılarına karşı iman ha­kikatlerinin feyizli dersleri vasıtasıyla, bir cemaatin şahs-ı manevisine intisap ederek, feraiz-i ilahiyeye imtisal ve nevahisinden ictinab ederek necat bulunacağını ifade etmesi de şayan-ı dikkattir.
İmam-ı Azam (ra) Hazretleri, “Âlim kişi, yaşadığı asrı tanıyandır” buyurmuş. Yaşadığı asrı tanımak, asrı tüm teferruatı ile bilmek ve ona göre bir konum almak anlamına gelir. Bu analizin içinde özellikle insan ve insanı tesir altına alıp onu gerek kişiliği gerekse davranışları açısından başka birisi haline dönüştüren tüm amillerin bilinmesi vardır. Bir kanaat ya da gözlem seviyesinde ifadesini bulsa da; batı dünyasının doğu dünyasına egemenlik kurması, sosyal bi­limlerde kat ettikleri mesafe ile mümkün olmuştur. Yani özellikle sosyoloji, psiko­loji, davranış bilimleri ve kitle psikolojisi gibi bilim dallarında gerçekleştirdikleri gelişme, onları insanı daha iyi tanıyan bir mevkie taşımıştır. İnsanı daha iyi tanıyan bir kurumsal yapının (devlet anlamında) insanı istediği hüviyete büründürmesi ve onun ruhsal ayarları ile istediği gibi oyna­ması avantajını doğurmuştur.
Batı dünyası, insanı tanıma becerisini bir avantaj olarak kullanarak insanı daha mut­lu kılmak yerine, bunu dezavantaja dö­nüştürerek mutsuz insanların, mutsuz kitlelerin ve nihayetinde mutsuz ülkelerin vücut bulmasına neden olan bir neticeyi istihsal etmiştir. Zira batı dünyası ruhu, felsefesi ve inancı açısından ifsat olmuş, kokuşmuş ve çürümüş bir muhtevaya sa­hiptir. Siz insanı ne kadar iyi tanırsanız ta­nıyın, niyetiniz kötü, iradeniz bencil ve aklınız bozuk ise, o insanı güzelleştirmek adına hiçbir şey yapamaz ve yapmazsınız.
Bediüzzaman Hazretlerinin batı dünyasını çözümlerken yaptığı teşhisler, onun, yaşa­dığı asrı gerçekten çok iyi tanıdığını or­taya koymaktadır. Ona göre; “Medeniyet-i hazıra beş menfi esas üzerine teessüs etmiştir. Nokta-i istinadı, kuvvettir. O ise, şe’ni tecavüzdür. Hedef-i kastı menfaattir. O ise, şe’ni tezahumdur. Hayatta düsturu, cidaldir. O ise, şe’ni tenazudur. Kitleler mabeynindeki rabıtası, âharı yutmakla beslenen unsuriyet ve menfî milliyettir. O ise, şe’ni böyle müthiş tesadümdür. Cazibedar hizmeti, hevâ ve hevesi teşcî ve arzularını tatmin ve metalibini tes­hildir. O heva ise, şe’ni insaniyeti dere­ce-i melekiyeden, dereke-i kelbiyete indir­mek­tir. İnsanın mesh-i manevisine sebep ol­mak­tır. Bu medenîlerden çoğu, eğer içi dı­şına çevrilse, kurt, ayı, yılan, hınzır, may­mun postu görülecek gibi hayale gelir.” (Sünuhat)
Özetleyecek olursak, Bediüzzaman Hazret­leri, batı medeniyetinin özellikleri ve o özelliklerin çıktıları sayılabilecek hususları şöyle tasnif etmektedir. Batı medeniyetinin,
1- Dayanak noktası, kuvvettir. O ise baş­kasının hakkına tecavüzü netice verir. Güçlü olan haklıdır diye inanır. Haklı olanın güçlü olması gerektiğine inanmaz. Bu durumda hakkı değil gücü alkışlar ve ona perestiş eder. Zalimlerin ortaya çıkmasına mahal verir.
2- Asıl amacı, menfaattir. Kişileri kendi menfaatlerini düşünen birer bencil ca­na­vara dönüştürür. Bir nimet ya da iyilik için birçok ahlaksız savaşa neden olur. Menfaatperest ve çıkarcı tiplerin doğmasına neden olur.
3- Hayat düsturu, cidaldir. Bu durum ise çatışma nedenidir. Batı medeniyeti, hayatı bir yardımlaşma bir dayanışma ve işbirliği olarak görmez. Ona göre hayat, büyük balığın küçük balığı yediği bir savaş alanı­dır. Bilmez ki denizler onca büyük balığa rağmen küçük, hatta küçücük balıklarla doludur. Canavar ruhlu, merhametsiz egoist­lerin meydana çıkmasına sebep olur.
4- Kitleler arasındaki bağ olarak başkasını yutmak suretiyle beslenen ırkçılık ve men­fi milliyetçiliği kabul eder. Bunun neti­cesi olarak, kendi içinde bulunan başka etnik kökendeki milletleri asimile eden “ulus devlet” yapısı ortaya çıkmaktadır. Oy­saki bizi birçok farklı etnik kökende ol­mamıza rağmen güçlü bir şekilde bir­biri­mize bağlayan din, iman ve vatan gibi bağlar vardır. Batı medeniyeti aslında rüç­haniyet yani üstünlük konusunun bir un­suriyet konusu olduğu algısı ile hareket ederek şeytanın tavrına çok benzeyen bir tutum sergilemektedir. Zira Allah Teala Hazretleri, meleklere Adem’e (as) secde edin buyurduğunda, şeytan bu emre uy­madı ve Rabbimiz şeytana “seni Adem’e secde etmekten alıkoyan nedir?” diye sor­duğunda, şeytan “Beni ateşten onu ise topraktan yarattın; ben ondan daha ha­yırlıyım” demiştir. (A’raf suresi, 12) Şey­tan, üstünlük denen şeyin yaratılış malze­mesi ile ilgili olduğuna hükmederek ateş ve toprak mukayesesi yapmıştır. Bugün de ırkçılık denen mefhumun mental olarak bundan hiçbir farkı yoktur.
5- Cazibedar hizmeti, hevâ ve hevesi teşcî ve arzularını tatmin ve metalibini teshildir.
Batı medeniyetinin insana sunduğu en hâ­kim algı, eğlenmek, hoşça vakit geçir­mek ve zevk almaktır. Hatta bundan do­layı “entertainment” diye bir sektör bile oluş­turulmuştur. Bunun anlamı, eğlence, parti, hoşça vakit geçirmek gibi bir an­lam­dır. Dünyaya gelmenin beraberinde ge­­tirdiği o ulvi ve ilahi sorumluluk ve tabi tutulduğumuz imtihan sürecini unut­tur­mak, batı medeniyetinin en ze­hirli gayesi olmuştur. Bu bakış açısı, in­sanın kendisini sadece bir beden olarak düşünmesine ve zevk odaklı bir yaşam sürmesine neden olmuştur. Bu cihetten insan, hedonizm denilen zevkçi ve hazcı bir nazar ile in­saniyetten sukut etmiş ve nefsinin ve he­vasının peşinden giderek manevi yö­nünü yani anlam ve hikmet dolu ebedi ya­nını yitirmiştir.
Batı medeniyetinin üzerinde teessüs etti­ği bu beş menfi esasın en tahrip edici yanı ise, ebed için yaratılmış olan hayal, arzu ve duaları ancak daimi, berkarar ve zevalsiz muhteşem bir diyar ile yani cennet ile tatmin olup karşılık bulabilecek olan insana, ahireti, ebediyeti ve cenneti unut­turmasıdır.
Bediüzzaman Hazretlerinin bu asrı doğru okuması ve anlamasının en mühim tespit­lerinden bir tanesi de aşağıdaki gibidir.
“Eski zamanda küfr-i mutlak ve fenden gelen dalâletler ve küfr-i inadiden gelen temerrüd, bu zamana nisbeten pek azdı. Onun için eski İslâm muhakkiklerinin dersleri, hüccetleri o zamanda tam kâfi olurdu. Küfr-i meşkûkü çabuk izale eder­lerdi. Allah’a iman umumî olduğundan Allah’ı tanıttırmakla ve cehennem azabını ihtar etmekle çokları sefahetlerden, dalâ­letlerden vazgeçebilirlerdi. Şimdi ise, es­ki zamanda bir memlekette bir kâfir-i mut­lak yerine şimdi bir kasabada yüz tane bulunabilir. Eskide fen ve ilim ile dalâlete girip inad ve temerrüd ile hakaik-i imana karşı çıkana nisbeten şimdi yüz derece ziyade olmuş. Bu mutemerrid inatçılar fira­vunluk derecesinde bir gurur ile dehşetli dalâletleriyle hakaik-i imaniyeye karşı muaraza ettiklerinden, elbette bunlara karşı atom bombası gibi, bu dünyada onların temellerini parça parça edecek bir hakikat-i kudsiye lazımdır ki, onların tecâvüzatını durdursun ve bir kısmını imâna getirsin.” (Şualar)
Bu satırlar ile Üstad Hazretleri, küfrün hangi şiddet ve yapı ile karşımıza çıktığı­nın tespitini yapmaktadır. Küfür, inkar ve şirk cereyanlarının bilimsel bir kisveye büründüğünü ve kurumsal bir yapı kaza­narak neredeyse devlet seviyesinde temsil edildiğini ve bu küfrî cereyanlara karşı, atom bombası gibi tesirli ve küfrün her çeşit ve şubesini yerle bir ederek onu zir ü zeber eden kudsi bir hakikate ihtiyaç olduğunu ifade etmiştir. O kudsi hakikatin hususiyetlerini zikreden Bediüzzaman Haz­retleri, Kur’an-ı Azimüşşandan mülhem ha­kikatlerin adresini de göstermiştir. Ge­çen zaman da, onun ne kadar haklı oldu­ğuna şahit olmuş ve binlerce misal ile bunu taçlandırmıştır.
Görüldüğü üzere, Bediüzzaman Hazretleri yaşadığı asrı hakikaten müdakkik nazarı ve isabetli mülahazaları ile çok iyi tanımakta ve tanımlamaktadır. Bu asrın en mühim hakikatlerinden olan belki en ziyade bu asırda anlam bulmuş bir başka tespit ise, Üstad Hazretleri tarafından şöyle dile getirilmektedir.
“Bu zaman, cemaat zamanıdır. Ferdî şahıs­ların dehası, ne kadar harika da olsa­lar, ce­maatin şahs-ı manevîsinden ge­len de­hasına karşı mağlûb düşebilir.” (Emirdağ Lahikası)
“… Şahıs ne kadar dâhi ve hatta yüz dahi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı manevisini temsil etmezse, muhalif bir cemaatin şahs-ı manevisine karşı mağlûptur.” (Mektubat)
Bu asrın, bir cemaat asrı olduğunu ifade eden Bediüzzaman Hazretleri, dehaya sa­­hip olsa bile tek bir kişinin hiçbir şey ifa­de edemeyeceğine vurgu yapar. İnançlar, ideolojiler ve fikri cereyanlar ancak cid­di bir topluluk yani örgütlenmiş bir cemaat ile içtimai hayatta tesir ve yankı uyandırabilir. Bu münasebetle, kolektif ruh ve kolektif düşüncenin yaşadığımız asırdaki yaptırım gücüne nazarlarımızı çeken Üstad Hazretleri, birlik, beraberlik ve cemaat olmanın ehemmiyetini de na­zarlarımıza takdim eder.
Yazımızın başında ifade ettiğimiz ve İmam-ı Azam Ebu Hanife (ra) Hazretlerine ait ol­duğunu dile getirdiğimiz “Alim kişi, yaşadığı asrı tanıyandır” ifadesine tam mazhar olan Bediüzzaman Hazretleri (ra), bu asrın, insanların akıllarını karıştıran, ruhlarını ifsat eden ve insanı inkar akım­ları karşısında bir başına ve çaresiz bıra­kan taarruz ve saldırılarına karşı iman ha­kikatlerinin feyizli dersleri vasıtasıyla, bir cemaatin şahs-ı manevisine intisap ederek, feraiz-i ilahiyeye imtisal ve nevahisinden ictinab ederek necat bulunacağını ifade etmesi de şayan-ı dikkattir.



Etkinlik ve Eğitim Takvimi

Değişimin Nurlu Anahtarı - DNA

Yaratıcı gücün bedensel varlığımızı bin bir nakış, yüz binler sanat ve milyarlarca şifre ile yaratmış olduğu artık kimse için bir sır değildir. İnsan bedeni öylesine gizemli ve sırlı bir kitap olarak yazılmıştır ki, bugün o sırların keşfedilebilmesi gibi bir imkan ile karşı karşıya bulunmaktayız. Genlerimizin bu süreçte nasıl ve neyden etkilendiğini bilmek elbette hayatımızı kolaylaştıracaktır. DNA-Değişimin Nurlu Anahtarı programı özgün ve mistik içeriği ile bize bu yolu ve bu yolda yol almanın kodlarını sunmaktadır.

inceleyin
Yaşamın Gizli Mimarı - Bilinçaltı

İnsanın yapması gereken en önemli şey, kendisine bu muhteşem krediyi açan ve ihsanda bulunan Yaradan’ının sistemi nasıl çalışıyor anlamak ve yararlanmak. Zaten dikkatli bir şekilde baktığınızda tarihteki inanılmaz tüm icat, keşif ve buluşların hikayelerinde mucize diye adlandırılan detaylar vardır. İşte bu, bilinçaltının gücünü devreye sokabilmiş insanların yaşamış olduğu kolaylık ya da mazhar oldukları ihsan olarak değerlendirilebilir.

inceleyin
Kuantum Niyet & Kuantum Şifa

İnsan bedensel yolculuk yapan bir ruhtur. Aslı ruh olan insanın aslında tüm problemleri en başta kendisini yanlış tanımasından ve yanlış tanımlamasından kaynaklanmaktadır. Zaten tüm yanlışlar başlangıçlarla ilgilidir. Kendini bir beden olarak gören insanın dış dünya ile tüm bağı ve ilişkisi bedensel bir içerikle sınırlı kalmaya mahkum olmaktadır

inceleyin
DKD Gelişim Programı

Bu program, DKD-Temel eğitimi ile kazanılan farkındalık ve donanımların karakterimizde yerleşik hale gelmesi, neredeyse tüm reflekslerimizin bu farkındalık seviyesiyle oluşması ve en mühimi 7/24 sürekli derin farkındalık halinin devam ederek hep öğrenmek, hep fark etmek ve akış ve kabul dengesini daim tutmamızı sağlamayı hedeflemektedir.

inceleyin
KUANTUM DÜŞÜNCE KUR’AN-TUM YORUM

Newton ile temelleri atılan mekanik fizik kuramı, evreni mekanik ve kütlesel bir sistem olarak algılama esası üzerine dayanıyordu. Ağırlık, kütle, yerçekimi ve optik yasaları keşfeden Newton’un mekanik fizik anlayışı daha sonra hem felsefi olarak yaşamsal bir karşılık hem de teknolojik olarak endüstri devriminin oluşmasıyla karşılık bulmuştur.

inceleyin
Bin ben vardır bende benden içeri

Neden hayatımızın en büyük sorunu “istikrarsızlık”tır. Neden defalarca karar değiştirir ya da aldığımız kararları bir türlü uygulayamayız. Ya da neden bazen kendimizi tanıyamayız. Verdiğimiz sözler neden bazen önemini kaybeder. Hayatımızın en önemli şeyi ya da vazgeçilmezimiz olan kişi/lerden nasıl olur da bir anda vazgeçeriz. Neden bazen en yakınlarımızdan “artık seni tanıyamıyorum” benzeri sözler işitiriz.

inceleyin