Olabilmek, bulabilmenin ödülüdür
Enver NUGAY

Makaleler - Enver NUGAY

AFFEDİLMEK GÜZELDİR, AFFETMEK DAHA GÜZEL (12.07.2011)

   Ulular ulusu bir insanın sözüdür bu; bir insan, ayıplamış olduğu şey, kendi başına gelmeden ölmez. Ben ise kişisel gelişim ile ilgili bir kişi olarak kulak verip anlamaya çalıştım bu sözü. Evrendeki döngüler, yasalar ya da karma felsefesi açısından neyi ifade ediyordu bu söz. Bu cümleyi sorgulamak, incelemek  ya da irdelemek yerine anlamaya sadece doğru anlamaya çalıştım. Çünkü biliyordum ki yücelerden gelen sözler onları doğru anlayan her faniyi yüceleştirir. Amacım bir sözü anlamak vasıtasıyla yücelmek değil elbet. Belki bir gerçeği kamuya mal ederek bir çok insan için bir pusula bir rehber değeri taşıyan işlevsellik yaratmak.

   Tanıdığınız bir insan düşünün bir şeyler yaşamış, topluma, değerlere ve ahlaka uymayan. Siz bu durumu fark ettiniz. Tavrınız ne olurdu? Ya da aynı kusuru hiç tanımadığınız  bir kimse işleseydi tepkiniz ne olurdu? Peki bu hatayı yapan kişi başka bir millette ve kültürde, başka bir coğrafyada düşseydi bu hataya, o zaman tutumunuz ne olurdu? En sonuncusu da şu olsun, bu hatayı yapan kişi sizin düşmanınız olsaydı, yani o kötü duruma düşen kişi sizin diş bilediğiniz belki de kendisi için beddua ettiğiniz kişi olsaydı  ne yapardınız?
Her sahnede başkalaşan bir tercih içinde misiniz? Yoksa tüm bu seçeneklerin hepsine aynı nazarla bakabilen ve aynı tutumu sergileyebilen birisi misiniz? Sorular tehlikeli ise cevaplar ölümcüldür der batılı bir filozof. Sanki bu da öyle bir şey.

   Hata ve kusura gösterilecek olan tepki ile hatalı ve kusurlu olan kişiye gösterilecek olan tepki arasındaki ince ve anlamlı farkı göremeyenler etraflarında hiç de farkında olmadan  bir kıyım yapmak zorunda kalırlar. Eğer amacınız hatalı ve kusurlu kişiyi o durumdan uzaklaştırmak ise lütfen hataya kızın hatalı kişiye değil. Hata ile kişi arasında ilişki kurarken o hatanın kişileşmesine izin vermeyin. Hatalar tıpkı çirkin elbiseler gibidir. Bugün başkası giyer o elbiseyi, yarın ise siz. O elbise elbette o elbisenin içindeki kişi değildir. Elbise geçicidir. Kişi ise kalıcıdır. Geçici ve kirli bir elbiseyi giymiş olan bir insana kirli bir insan muamelesi yapmak adil değildir.

   Yazımın başında ifade ettiğim ve bir uluya ait olduğunu belirttiğim cümleye tekrar dönelim. 
Bir insan ayıplamış olduğu şey, kendi başına gelmeden ölmez. Bir insan başka bir insanın hata ve kusur nevinden bir  davranışına karşı sergileyebileceği bir çok tutum ve tepki şekli varken ( acımak, üzülmek,yardım etmek,ibret almak,ilgilenmek gibi )sadece  ayıplamayı seçerse evrensel döngüleri kendi aleyhine işleyecek şekilde  harekete geçirir. Hepimizin varlığı devam etsin diye var edilen oksijen gibi, karanlıkta kalmayalım diye var edilen ışık gibi hepimiz zor bir duruma düştüğümüzde  o durumdan kurtulabilmemiz için işlemeye başlayan ilahi/evrensel nazarı kıran şey ayıplamayı seçen insanların  varlığıdır. Havasız kaldığınızda imdadınıza gönderilen oksijen gibi, başkalarının ayıplayabileceği bir duruma düştüğünüzde de imdadınıza gönderilen bir merhamet nazarı bir umut vardır. Fakat o merhamet ve umudun yaşamınızda bir işe yaramasını engelleyen önyargılı yargıçlar, göz açık yarasalar ve erdem simsarları vardır. Sizin içine düştüğünüz o kuyudan çıkabilmenizin kendilerini kahredeceğini düşünen zavallı psikolojiler. Tekrar ve tertemiz bir yaşamı hak etmediğinizi düşünen korkaklar. Bunlar ışığın, aydınlığın ve gündüzün korkuttuğu korkaklardır. Bunlar insanların hatalarını, onlara mezar yapmaya kararlı mezar kazıcılarıdır. Belki hiçbir zaman bilemeyecekler ama bunlar, günün birinde kazdıkları mezara kendileri gömüleceklerdir.

   Evrensel döngünün ya da karma felsefesinin insanın yaşamında,  ayıplamış olduğu bir şeyi yaşamasına neden olacak  bir enerjiyi ve yaşamsal akımı oluşturmasının nedeni nedir?
Evren ve evrenin sahibi, insanı sürekli iyileştiren geliştiren ve değiştiren bir süreçte tutar. Hastalanınca neden iyileşme süreci başlar, yaralarımız neden kapanır, bahar mevsimi tüm doğa, neden yeniden canlanır. İşte tüm bunlar evrendeki bir yasaya dikkatimizi çeker “her gün ve an yenidir”. Dün karanlıktır. Yarın ise belirsiz. Aydınlık olan gün sadece bugündür. Üzerine yeni ve güzel kelimeler yazabileceğimiz bembeyaz tek sahife bugündür. Dün olanlar için üzgün olduğumuzu ifade edebileceğimiz tek gün de bugündür. Geleceğimizi kazanmak için kollarımızı sıvayacağımız gün bugündür.

   İşte bundan dolayı, eğer birini ayıplamayı seçmiş iseniz bilin ki, zamanın rahminde bugün gizli olan ve doğmayı bekleyen tüm rahmet, bereket ve güzelliğe savaş açmışınız demektir. Eğer bugün ayıplamayı seçen kişi olmayı seçmiş iseniz bilin ki, dünün karanlığını bugüne de taşımak isteyen bir gece tüccarı olmayı seçmişsinizdir. Eğer bugün bir başkasını ayıplamayı seçmişseniz, bir firavun gururu içinde kör olduğunuz yarının, aynı şeyleri size de yaşatabileceğine ilişkin bilgiden mahrumsunuz demektir. Zira evren ve onun sahibi bugün ki durum ve duruşunuza bakar, yarın ise,  size gereken dersi verir.

   Kendini vazgeçilmez zanneden insanlardan hiç birisi ölmekten kurtulamamıştır. Ayıplayan ve ayıplamayı kendine bir mizaç edinen hiç kimse ayıplanmadan ölmemiştir. Bir arkadaşınızı bir kusur içinde görürseniz onun üzerini bir gece gibi örtün. Unutmayın ki bir gün siz de bu merhametli davranışa muhtaç olacaksınız. Bir insanın affa ve hoşgörüye, bir hataya düştüğündeki kadar muhtaç olduğu bir an yoktur. Sizin insanlardan esirgemediğiniz anlayış ve hoşgörü en ihtiyaç duyduğunuz gün sizden de esirgenmeyecektir. Yaratılış kodlarımızdan olan affetme ve affedilme eylemleri, onları yaşam haline getirmezsek bizleri affedilmez insanlar haline getirecektir.


26.12.2010

Etkinlik ve Eğitim Takvimi

Değişimin Nurlu Anahtarı - DNA

Yaratıcı gücün bedensel varlığımızı bin bir nakış, yüz binler sanat ve milyarlarca şifre ile yaratmış olduğu artık kimse için bir sır değildir. İnsan bedeni öylesine gizemli ve sırlı bir kitap olarak yazılmıştır ki, bugün o sırların keşfedilebilmesi gibi bir imkan ile karşı karşıya bulunmaktayız. Genlerimizin bu süreçte nasıl ve neyden etkilendiğini bilmek elbette hayatımızı kolaylaştıracaktır. DNA-Değişimin Nurlu Anahtarı programı özgün ve mistik içeriği ile bize bu yolu ve bu yolda yol almanın kodlarını sunmaktadır.

inceleyin
Yaşamın Gizli Mimarı - Bilinçaltı

İnsanın yapması gereken en önemli şey, kendisine bu muhteşem krediyi açan ve ihsanda bulunan Yaradan’ının sistemi nasıl çalışıyor anlamak ve yararlanmak. Zaten dikkatli bir şekilde baktığınızda tarihteki inanılmaz tüm icat, keşif ve buluşların hikayelerinde mucize diye adlandırılan detaylar vardır. İşte bu, bilinçaltının gücünü devreye sokabilmiş insanların yaşamış olduğu kolaylık ya da mazhar oldukları ihsan olarak değerlendirilebilir.

inceleyin
Kuantum Niyet & Kuantum Şifa

İnsan bedensel yolculuk yapan bir ruhtur. Aslı ruh olan insanın aslında tüm problemleri en başta kendisini yanlış tanımasından ve yanlış tanımlamasından kaynaklanmaktadır. Zaten tüm yanlışlar başlangıçlarla ilgilidir. Kendini bir beden olarak gören insanın dış dünya ile tüm bağı ve ilişkisi bedensel bir içerikle sınırlı kalmaya mahkum olmaktadır

inceleyin
DKD Gelişim Programı

Bu program, DKD-Temel eğitimi ile kazanılan farkındalık ve donanımların karakterimizde yerleşik hale gelmesi, neredeyse tüm reflekslerimizin bu farkındalık seviyesiyle oluşması ve en mühimi 7/24 sürekli derin farkındalık halinin devam ederek hep öğrenmek, hep fark etmek ve akış ve kabul dengesini daim tutmamızı sağlamayı hedeflemektedir.

inceleyin
KUANTUM DÜŞÜNCE KUR’AN-TUM YORUM

Newton ile temelleri atılan mekanik fizik kuramı, evreni mekanik ve kütlesel bir sistem olarak algılama esası üzerine dayanıyordu. Ağırlık, kütle, yerçekimi ve optik yasaları keşfeden Newton’un mekanik fizik anlayışı daha sonra hem felsefi olarak yaşamsal bir karşılık hem de teknolojik olarak endüstri devriminin oluşmasıyla karşılık bulmuştur.

inceleyin
Bin ben vardır bende benden içeri

Neden hayatımızın en büyük sorunu “istikrarsızlık”tır. Neden defalarca karar değiştirir ya da aldığımız kararları bir türlü uygulayamayız. Ya da neden bazen kendimizi tanıyamayız. Verdiğimiz sözler neden bazen önemini kaybeder. Hayatımızın en önemli şeyi ya da vazgeçilmezimiz olan kişi/lerden nasıl olur da bir anda vazgeçeriz. Neden bazen en yakınlarımızdan “artık seni tanıyamıyorum” benzeri sözler işitiriz.

inceleyin